kelimelere sığmayan zamanlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kelimelere sığmayan zamanlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Şubat 01, 2011

İstanbul kustu. Ve ben bakakaldım.
Nelere bakakaldım.
1- 2 yıl hasretini çektiğim konserin hafızamdaki an an karelerine.
2- Trafiğine.
3- Tekrardan adım attığım, üzerinden geçtiğim cadde/ sokaklarına.
4- Anılarıma ve yansımalarına.
5- Hayatın tükürmesine.
6- Çukur meyhane önünde düştüğüm çukura.
7- Telefon listesinden geçmişin ses vermesine.
8- Mutluluk ve hüzne.
9- Film karesi tadındaki tesadüflere.
BAKAKALDIM.


Ne mi yaptım? 
- Bol bol içtim. Ve hoşçakal İstanbul dedim sevgilimin elinden tutarken.

Çarşamba, Eylül 29, 2010

Şukelam.

Zihnim bir açık ki, etrafımdaki herşeyi kapsamak isteği var içimde. Nedir ki bu şimdi? Gece gece karnım acıktı bi gözüm buzdolabında fazla gezinmedi gittim bakındım. çiklota- gülerler ya hep bu çikolataya çiklota deyişime. Bana da garip gelen o çikolata demeler. Evin yeni şekli evi de geniş gösterdi hani. sevdim sevdim.

yeni alışkanlıklar edinmeyi seviyorum. Eğlence olsun. olsun. Dün 1,5 seneyi 1,5 saate sıgdırmadık mı mesela.. Mesela insanlar  5-6 saat eglenmek icin toplandıklarında 2 saatini muhtemel boktan muhabbetlere harcayıp bir diger kalan kısmında da kösledikleri, son yarım saat kala gülmeleri gibi de değil bu. Tam 1,5 saati dolu dolu kahkahalara boğmak ve kendini bulmak. Kendini bulma çabasına girmeden, nerdeyim ben zırvalıkları bile kafaya girmeden, yok burası olsun veya şurası olsun yer zaman karmaşası da yok. Her şeyi oluşturan sanki oturdugumuz sandalyeden yürürken adım attıgımız yoldaki taşlara varana kadar sanki ben geldim o geldi biz vardık diye oradalardı, insanlarda öyle. bu ne megolamanlık zırvası da degil bu.

Bu nedir? şukela. ah şu kelam.

Cuma, Nisan 16, 2010

puding

hayat hala içini kusmakta. ve hala yaşanmış ve -mamışlıkların yükü inatla içe sindirilmekte. (... )
arada bir bol kokulu şarkılar dinliyorum genede..

Perşembe, Nisan 01, 2010

niyet-kısmet hayatı.

kimi yıkıntıların üstünden bir yıla yakın süre geçti, geçiyor.

ve 
kimi sevinçler 6 ayı aşarak büyüyor.

yanlışlarım oluyor yaşarken, kimini aşmak istiyorum kimisi ile de illede yaşamak istiyorum.genelleme yaparak yaşamayı sevmemenin hayatımdaki yansımları. hiç yoktan kafam rahat.

ve noktalama işaretlerine yüklenir hayat,kelimeler üstüste bindiğinde.
yazılan çizilen herşeyde illa ki bir anlam vardır. herşey yazdığımızdan ibaret degildir. yazdıklarımız belki de yaşadıklarımızın %1 ini bile göstermeyebilir. ki göstermesin de diyorum ben bunları kafamdan geçirirken. duygularımı %100  sayısal verilerde olduğu gibi yansıtma gibi bir amaç içerisinde değilim, hislerimi de yazdığım zamanlarda ölçütlendiremiyorum. ki olmasında öyle.

ama biliyor musunuz? 
benim en çok küçük dilim ağlayıp, sevinç çığlıkları atar.


ve üzgünüm makaleler, sizlere tekrardan dönüyorum-kafamı iki yana sallayıp, deli gülüşümle.

Pazar, Aralık 06, 2009

tut tut tut kalbimi ! :)


                                        








Herşey bir yana. Şu masanın üzerinde gözüme gözüme bakan çıktısını aldığım onlarca makale de bir yana,beni bekleyen sorumluluklarım da bir yana, benim sabrımı yoklayan idari birimler de bir yana... Gidelim diyorsun ya buralardan, gidelim 5 gün yetmez bize, 5 ayda yetmez ,gidelim bu şehirden diyorsun ya. Evet.
Hayatı yoralım, yoralım ama her yönüyle yoralım.Konuşalım bolca.Planladıklamız olsun. Ve biz yeniden ve gene onlar için kadehlerimizi kaldıralım. Eski planlarımızı yaşarken yenilerine içelim her defasında.
Bunca umut, bir şarkı söylüyorum içimden,sesim oluveriyorsun,korkuyorum bazen bu denli içselleşmelere. Ama hayat zor... Ama hayat onca sıkıntının arasında, avucumun içinde beliren elle güzel.
Sen beliriyorsun ya bunca sıkıntılarımın arasından ve ben ancak o zaman hoş görebiliyorum onca şeyi,mutlu olabiliyorum... Ne diyeyim... tut kalbimi.



                                                              Ve çünkü sevmek güzel



                                  

Pazartesi, Kasım 02, 2009

kelime var,kelime yok.


İzmir'deyim. Sabahları memur hayatım ,mini minicik hiperaktif cocuklarım beni bekliyor.sabah altıda uyanıyorum,enerjik olmam gerekiyor miniklerin hızına yetişmem için.Alıştık ama birbirimize; seviyor beni çocuklarım ki bende onları.Ders başlıyor,bitiyor... veliler -çocuklarla ugrastıgım yetmiyormuş gibi birde anaları babalarıyla ugrasıyorum diye sinirlenmiyor degilim-... sonra birde yeni üniversitem var.Ege. Hızımızı kesmeden, arada eshotta hop pat kafa düsmelerine şekerlemelerine yenik düşüp bi silkinip derse gitmekte başlarda koysada artık alıştım. Yüksek lisansı ne de çok istemiştim.İlk ayı bitirdim.Çok yorucuydu.Hala da çok çok yorucu.A evet şunu yapayım hadi şu da şöyle olsun dediğim,acaba bugün şuraya mı gitsem diye planlar yaptıgım zamanlarım,severek yaptığım şeyler yavaş yavaş lüks olmaya başladı.Bu şehire gezmeye geldiğim zamanları hatırlıyorum birde şuan bu şehirde yaşamaya başladığım andan itibaren bu şehre tekrardan bakıyorum.evet bakış açısı,şartlar,hayat, nasılda şeklini değiştiriyor her bir şeyin.
Hava soğudu.Sonbahar geldi,gecikmişti.Bugün kabanımını giydim oh mis özlemişim.Akşam eve geldim, ev buz.mink ısıtıcıma iş başı verdim ,o da hoşgeldi.

biri daha var..(yüzüme gülücügümü oturtuyorum şuan)



Hangisi? Hangi sözcük doğru? Veya doğruluk aramalı mıyım bilmiyorum. Belki de mutluluktan bulamamaktayım, yerine oturtamamaktayım sözcükleri. Bu denli asosyal bir dönemde -böyle bi tek düze hayatı kabullenebilcek bi bünyem yokken -hala mutlu olabiliyorsam yüzümde kocaman bir gülücük oturtabiliyorsam bu nasıl oldu acaba?. hoşgeldin. Geç oldu bunun için belki ama ben hala kelimelere sıgdıramadıgım duygularımın icindeyim mutlulukla...yaşayalım o zaman.

bunlarda mutlu zamanların karesi oldular.